7 Ağustos 2022 Pazar

Hz. Süleyman’ın Cinleri

Antik Mısır ve Babil kaynaklarında niçin Hz. Süleyman dönemine dair bilgiler bulunamıyor? Diye soruluyor. Birden fazla sebep var:

1. Hz. Süleyman döneminde Mısır ve Babil gibi krallıklarla savaşıldığına dair bir kayıt bulunmuyor. Savaşılması halinde Mısır’ın ve Babil’in kayıtlarına düşman ülkenin hükümdarı olarak geçmesi beklenirdi. Yahudi kayıtlarında hz. Süleyman’ ın servetinin yürüttüğü ticarete dayandırıldığını ve geniş ölçekli fetih hareketlerinin olmadığını dikkate alırsak başka ülkelerin kayıtlarına girmemesi daha makul hale gelir. 2. Hz. Süleyman KARANLIK ÇAĞLAR denen zamana denk gelmektedir. Yaklaşık olarak Mö 1200 ile MÖ 750 arasındaki dönem, Yunan Karanlık Çağları olarak adlandırılmaktadır. Bu zaman aralığından, Yunanlılara ait, neredeyse hiçbir yazılı belge günümüze ulaşmamıştır. Bu dönemin birinci derece tanıkları çömlekler üzerindeki resimlerdir. Bu dönemde kayıt tutulmadığını düşünmek yanlış olur ancak geniş çapta şehirler arasında süregelen savaşlar kayıtları ortadan kaldırmış olabilir. MÖ 750 den sonra ise Yunanlılar, rivayetler yoluyla geçmişlerindeki önemli olayları derleyip anlatmışlardır. Bu olayların arasında bir kütüphane kurulması da var ki günümüze ulaşmadığını söylemeye gerek yok... Hz. Süleyman ‘ın MÖ 1000 civarında hükmettiği düşünülürse kendi geçmişlerini dahi aktarmakta yetersiz kalmış Yunanlı tarihçilerin Hz. Süleyman ‘dan bahsetmesi beklenemez. Antik Mısır ve Babil kayıtlarında da açıklanması zor bir düşüş görülmektedir. Hz. Süleyman’ın dönemine yakın zamanlarda hükmetmiş Mısır ve Babil hükümdarları hakkında kendi ülkelerinin kayıtlarında çok az bilgi bulunabilmiştir. Kendi hükümdarlarını dahi doğru düzgün anlatmamışken yahut anlatan kayıtlar günümüze ulaşmamışken başka ülkelerin hem de savaşılmamış krallarını anlatmaları çokta beklendik bir şey değildir. Yunanlıların Karanlık cağı ile Mısır ve Babil kayıtlarının seyrelmesi üst üste geliyor. Dahası bu dönemde (muhtemelen Hz. Süleyman’dan kısa bir süre sonra ) gerçekleşmiş bir fenomen daha var. Akdenizden geldiği düşünülen bir insan akımı var. Bu göçmen kavimlerin istilaları ile büyük devletler harincinde kalan Akdeniz şehirleri ciddi bir tahribata uğruyorlar. Karanlık çağlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için bknz: https://www.academia.edu/4742131/A_Clear_Dating_of_Dark_Ages?email_work_card=view-paper
3. Hz. Süleyman döneminde Mısırla savaşılmamış olsa da Mısır devletinin boyun eğdiği Yahudi kaynaklarından anlaşılmaktadır. Mısır’ın Nuweiba körfezinin sahilinde ve hemen karşısındaki Arabistan sahilinde bulunmuş iki sütun var ki bunlar, Mısır’ın gerçektende boyun eğmiş olduğunu desteklemektedir. Dahası Mısır tarafındaki sütunun denize düşürülmüş halde bulunmuş olması da Mısırlıların İsrailoğullarına dair bazı anıları hatırlamak istemediklerini işaret etmektedir. Bununla ilgili olarak Facebook grubumuzda paylaştığımız yazıya bakabilirsiniz: https://www.facebook.com/groups/2632296620195860/permalink/5355031011255727 Antik Mısır’da hoşlanmadıkları kişi ve olayları unutturma ve tarihten silme eğilimi olduğu görülmektedir. Kadın firavun Hatsepşut ‘a dair birçok izin ortadan kaldırılıp unutturulmaya çalışıldığı ancak geride bıraktığı eserlerin çokluğu sebebiyle isminin kaybolmadığı tespit edilmektedir. Akhenaton ‘da bu konuda bariz örneklerden birisidir. Koca bir şehir inşa ettirmiş olmasına rağmen hakkında elimize ulaşan bilgi çok sınırlıdır ve açıkça ona dair bilgi sunan şeyler tahrip edilmiştir. Başka bir örnekte Hiksoslar’dır. Mısır’ı 150-200 yıl işgal altında tutmuş Hiksos krallarına dair günümüze ulaşan bilgilerin çok sınırlı oluşu da Mısırlıların eğilimini ortaya koymaktadır. Antik Mısırlıların geçmişi kendi arzularına göre nakletme ve hoşlanmadıkları kimseleri unutturma siyasetinde oldukları göz önünde bulundurulursa hz. Süleyman’dan bahsetmemeleri için bir sebebimiz daha olur. Antik Mısır için bir başka sebepte kütüphane yangınlarıdır. Antik Mısır uzun tarihi boyunca birden fazla işgal yaşamıştır ve bazı durumlarda çok sayıdaki evrak yanıp günümüze ulaşamamıştır. Çok miktarda belge kaybı olduğu için günümüze ulaşan belgelerde bulunmayan bir şeyin hiç kayda geçmediğini varsaymak hata olur. Fakat cinlerden ne haber?

Tüm bu gerekçeler normal bir hükümdarın isminin zikredilmeyişini açıklamak için kâfi olabilir ama cinlere hükmeden bir kral nasıl başka ülkelerin kayıtlarına girmez? Dahası Yahudi kaynakları da cinler konusunda farklı tutumlar içindeymiş gibi görünüyor. Yani geçmiş zamanın bazı Yahudi alimleri cinlere hükmedilip iş yaptırıldığını anlatırken bazıları bunu inkar eder veya görmezden gelir bir tavır almışlar gibi görünüyor. İsrailoğullarının kendi alimleri arasında bile cinler hakkında farklı tutum olmasını nasıl izah edebiliriz? Elimizdeki tüm Yahudi kaynakları MÖ 500 civarındaki Babil sürgününden sonrasına aittir. Çünkü Babil işgaliyle tüm kaynaklar ortadan kaldırılmış görünüyor. Hepsinin sürgünden sonra yeniden yazmak durumunda kalmış oldukları anlaşılıyor. Babil sürgününden sonra hz. Süleyman hakkında yazan İsrailoğullarının alimleri hz. Süleyman Arasında yaklaşık 500 veya daha uzun bir zaman bulunuyordu. Bütün alimlerin Hz. Süleyman ‘a dair anlatımların tümünü doğru kabul etmemeleri ve bir kısmını (özellikle cinler hakkında olanları) efsane olarak görmeleri ve bu anlayış doğrultusunda kaynakları şekillendirmeleri olasıdır. Öncelikle bunun altını çizmek istedim ancak asıl açıklama cinlere dair İslami kaynaklardan edindiğimiz bilgiler doğrultusunda olacaktır. Hz. Süleyman’ın cinlere bir mabed yaptırdığının anlatıldığı ayetin mealini hatırlayalım: Elmalılı Hamdi Yazır Meali Sebe suresi 14. Ayet: Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı. Ayetin tefsirinden: “Hz. Süleymân, cinleri emrinde kullanıyor, Beytu'l-Mukaddes'i yaptırıyordu. Ölümü yaklaşınca, değneğe dayanarak namaza durdu ve öylece öldü. Cinler onu ayakta sanıyorlardı. Nihâyet kurt değneği çürütünce Süleymân yıkıldı ve cinler Süleymân'ın öldüğünü anladılar (Envâru't-Tenzîl).” Bir kurtçuğun/böceğin bir asayı yiyip yıkılmasına sebep olması ne kadar zaman ister? Öyle sanıyorum ki aylarca sürecektir. Bir mabedin yapılışının aylarca sürmesi ne demektir? Dikkat edin cinler adeta insanlar kadar yavaş iş yapıyormuş gibi görünüyor, öyle anlıyorum. Cinler kendi boyutlarından/alemlerinden bizimkine geçiş yaparken aceba nasıl bir dönüşüm geçiriyorlardı? İnsan suretine mi bürünüyorlardı? İnşaat işleri için uygun olan bir vücut yapısına bürünecek olduklarına göre insan suretine bürünmeleri bana makul geliyor. Bazı hadislerle görüşümü desteklemek istiyorum: Bu hadis rivayeti için bk. Müslim, Selam 139-141, h.no: 2236. Hadisin (uzun bir kıssadan bir özet) tercümesi şudur: Sahabeden biri evinde gördüğü bir yılanı öldürmek isteyince, yılan da ona saldırmış. Niheyet ikisi de karşılık darbelerden ölmüşler. Bu husus Efendimiz (asm)’a anlatılınca şöyle buyurdu: “Medine’de Müslüman olmuş cinler vardır. Onlardan birilerini (örneğin bir yılan suretinde) görürseniz, üç gün onlara (gidip kaybolmaları için) mühlet verin. Eğer bundan (üç günden) sonra yine de size görünürse onu öldürün, çünkü o şeytandır." Diğer bir rivayette ise şöyledir: “(Evlerinizde yılan gibi) bir şey görürseniz, ona üç defa çıkmasını söyleyin, şayet gitmezse, onu öldürün, çünkü o kafir cindir.” (Müslüm, 139, 140 - 141, h.no: 2236) https://sorularlaislamiyet.com/musluman-cinlere-uc-gun-sure-verin-anlaminda-bir-hadis-var-mi Çıkarım: Bir insan evinde yılan suretine bürünmüş bir cinle karşılaşıyor ve normal bir yılanı öldürür gibi onu öldürebiliyor. Yılan birden ortadan kaybolamıyor veya şekil değiştiremiyor. Yani yılan suretine bürünen cin bilinci dışında tam bir yılan gibi oluyor ve istediği anda eski haline dönemiyor. Şu halde Hz. Süleyman’ın inşaat yapan cinleri eğer insan suretine bürünerek iş yapıyorlarsa yine bilinç haricinde tam bir insana dönüşmeleri beklenecektir diye düşünüyorum. Ayrıca Medine’deki Müslüman cinlerin yılan suretinde dolaşması da insan suretine bürünmelerinin kendileri için kolay olmamasıyla ilgilidir sanıyorum. Hz. Süleyman’ın hizmetine verilenler ise özel bir ilahi izin ve imkan ile bunu yapıyorlardı diye sanıyorum. Şu halde eğer orda olsaydık ve Süleyman’ın cinleri çalışırken görseydik bile sıradan bir manzara bizi bekliyor olacaktı diye düşünüyorum. Çünkü görünüşte insanlar çalışıyor olacaktı. O sırada oradan Babillilerin elçisi geçiyor olsaydı da sıradan şeyler görmüş olacaktı. Şu halde Süleyman’ın cinlerinin çok geniş ölçekte şöhret bulmaması veya kısa süre içinde bazılarının inkarına yönelmeleri çokta zor olmasa gerektir diye düşünüyorum. Bu noktada bir ayetin meali akla gelecek ve bir soruya sebep olacaktır: Neml suresinde anlatılan kıssaya göre Hz. Süleyman, Sebe melikesinin tahtını getirtmek ister. 39. Ayetin mealinde: Elmalılı Hamdi Yazır Meali Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi. Böyle güçlü ve hızlı cinleri varken ve eşyanın yerini değiştirebiliyorken nasıl oluyor da bir mabedi yaptırması aylarca sürebiliyor? Her şeyden önce bu ayetten şunu anlayabiliriz sanırım: İfritler cinlerin özel bir türüdür. Yani cinlerinde birden fazla çeşidi olabilir. Bu ayette Hz. Süleyman’ın huzurunda hazır görülen cin hem çok güçlü hem de muhtemelen orada hazır bulunan tüm cinler içinde özel bir tanesi. Aceba Cinlerin çok özel ve güçlü olanları her daim hz. Süleyman’ın emri altında bulunuyor muydu? Öyle sanıyorum ki Hz. Süleyman’ın bu cin üzerindeki yetkisi zaman açısından sınırlıydı veya ona emretme yönünden sınırlanmış olabilir. Yani her cine ve her çeşidine her an hükmettiğini söyleyemeyiz ve ayetlerden anladığım zaten öyle olmadığı. İsrailoğulları ile onları kuşatan coğrafyadaki diğer milletler arasında din açısından büyük bir ihtilaf olduğunu da hatırlamayı faydalı görüyorum. Çeşitli putperest milletlerin birbirlerini kopyalayıp isim değiştirerek birbirlerinden put devşirdiklerinin örnekleri var. İsrailoğullarını kuşatan bütün putperest kültürler birbirine benziyor olabilir ve birbirlerine sempati duymaları ihtimal dahilindedir ancak İsrailoğullarının tek Tanrı inancında oluşu bütün komşu devletlerle derin bir ihtilaf mevzusu olabilir. İsrailoğullarının bir peygamberinin kıssalarının ve ihtişamının putperestlerce anlatılmasını beklemek ne kadar gerçekçidir? Mesele sadece bu sorudan ibaret değil. Buraya kadar anlatılan bütün faktörlerin bir birleşimi ile mevcut tablonun oluştuğunu düşünüyorum. Her şeyden önce Yüce Allah bize ne kadar delil kalmasını murad ettiyse ancak o kadar kalabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder